Aydınlanan Hayvan
- Maya Usta
- 6 Ağu
- 4 dakikada okunur
“Eğer akıl sırf hayvanlarda içgüdünün gördüğü işe hizmet edecekse, akla sahip olması
insanı değerce salt hayvanlığın üstüne hiç mi hiç yükseltmez.”
Immanuel Kant, Pratik Aklın Eleştirisi,
çev İoanna Kuçuradi, Ülker Gökberg, Füsun Akatlı,
Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, Ankara 2016, s. 69.
Çoğu insanın döneminin ürünü olduğu tartışmasız bir gerçektir. Alman felsefesinin kurucularından Immanuel Kant, döneminin değerlerini gelecek nesillere en çok aktaran düşünürlerden biridir. Din üzerinden yüzyıllarca baskılanan toplumun ve bilimsel çalışmalarını kabul ettiremeyen bilim insanlarının adını yaşatmak için belki de aklın koruyucusu olmuştur. Yazdığı kitap yüzünden kendi evinde göz hapsine alınan Galileo Galilei için aklın savunucusudur belki de. Aydınlanma Çağı’nın akıl ve deney ile bilgiye ulaşma yöntemi, Kant’ın bilginin kaynağı problemine verdiği cevabın sebebidir. Bu da Kant’ın yaşadığı tarihsel dönemin felsefi düşünceleri üzerindeki doğrudan etkisini kanıtlar. Bilgi üretimi sırasında rasyonalizm ve deneyciliği öne çıkaran Kant’ın, insanı diğer canlılardan farklı kılan kavram olarak “aklı” öne çıkarması tarihsel bağlam göz önünde bulundurulduğunda şaşırtıcı olmaması gerek.
Kant insanı diğer hayvanlardan ayıran özelliği olarak aklı gösterir. Bu gerçeği hemen hemen herkes bilir ancak insanın aklın getirilerine çok iyi hâkim olmadığını düşündüğü için toplumu düşünmeye davet eder. Akıl olmadığında hayvan ile insanı tek bir canlıya indirgendiği için insan aslında tekdüzeleştirilir. Kant’ın amacı insanın hayvan olduğunu hatırlatmak değil, hayattaki amacına dikkat çekmektir. İçgüdünün hayvanların hayatta kalmak için bir aracı olduğunu belirten Kant, insanın aklını bir araç değil bir amaç niteliğinde değerlendirir. Eğer akıl yalnızca içgüdünün yerine geçip hayatta kalmak için kullanılıyorsa, insanın hayvandan farkı olabilir miydi? Akıl, içgüdünün ötesinde insanın karar verme mekanizmasının bir parçası olarak problem çözme ve soyut düşüncenin temellerini kurar. İçgüdü gibi araçsallık görevi dışında akıl, insanın hareket ve davranışlarını hep bir amaç ya da sorumluluğa bağlamasını sağlar.
İnsanın aklı ile attığı her adımda evrensel ahlak yasası kavramına uyup uymadığı felsefenin önemli tartışmalarından bir diğeridir. Üstelik Kant’ın evrensel ahlak yasası ile ilgili görüşü akıl ile dolaylı olarak paralellik de gösterir. Kant’a göre bir davranışın yapılış amacı salt iyiye hizmet ediyorsa buna ödev ahlakı denir. Bir davranışın arkasında amaç, sorumluluk ve iyi niyet arayan Kant, bu üç kavramı bir araya getiren aklı yüceltir. Bu alıntıda da aslında amacı insanı hayvanlardan farklı kılmak değil de aklın yüceliğine vurgu yapmaktır. Hayvanlarda amaç ya da sorumluluğa yönelik hareket etme davranışının olmaması, insanları hayvanlardan ayıran en önemli özelliklerden biridir. Kant, insan tarafından ortaya konulan bilginin (yapılan bilimsel çalışmaların) evrensel ahlak yasasına uygunluğunu ölçmüştür çünkü bilginin doğruluğu gelecek nesiller için de büyük bir önem arz eder. Bilgiyi geliştiren bir bilim insanı ise bilginin doğruluğunu koruyan da bir filozoftur.
Kant’ın evrensel ahlak yasası bağlamında psikanalist Sigmund Freud’un “süperego” kavramı da değerlendirilmelidir. Bilinç dışında varlığını sürdüren “süperego” (üst benlik) ahlak yasası için insanın bir denetleyicisi konumundadır. Freud insanın süperego sayesinde iç güdülerini kontrol ederek toplum içinde var olabileceğini savunurken, Kant bu kontrol mekanizmasının yalnızca ahlakî yasaya uymak için gerekli olduğunu destekler. Aslında her iki düşünür de insan “süperego”su sayesinde davranışlarını baskılayabildiğini savunur ancak Kant bu kontrol mekanizmasını her zaman savunucusu olduğu rasyonalizme bağlamayı uygun görür. Adımlarının doğruluğunu akıl ve “süperego”su ile ölçerek davranış ve hareketlerini gerçekleştirir. Karar verme aşaması için Descartes’in de benzer görüşü “Düşünüyorum, öyleyse varım” Kant’ın rasyonalizminin destekleyici unsurlarından biridir. Aklı insan varlığının temeline koyan Descartes, Kant’ın insan ve hayvan arasındaki farkı yapmasına yardımcı olur. Freud’un “süperego” ve Descartes’in aklı yüceltmesi ile Kant, aklın insanın kontrol mekanizmasındaki yerini vurgular.
Öyleyse insanın hayvanlara göre yüceltilmesinin de bir sonucu olmalıdır. İnsana sorumluluk yüklenmesinin belki de en önemli sebeplerinden biri de budur. Eğer insana akıl veriliyorsa o zaman yaptığı davranışların da sonuçlarına katlanmalıdır çünkü sonuçlarını düşünmeden hareket eden insan vahşi bir canlıya dönüşebilir. Günümüzde de örneklerini gördüğümüz akıl hastaları, yaptıkları davranışları ahlakî olarak tartamadıkları ve ileriye yönelik düşünemedikleri için kontrolsüz bir biçimde hareket ederler. Her ne kadar bir ceza olarak akıl hastanelerine kapatılmasalar da bir bakıma davranışlarının sonucu olarak tedavi gördükleri ortadadır. Kısacası -aklı yerinde olsun ya da olmasın- her insan yaptığı davranışın bedelini bir şekilde öder bu yüzden akıl ve sorumluluk kavramı birlikte değerlendirilmesi gereken unsurlardır.
Kant’a göre akıl sahibi her insan özgürdür ve özgürlük bağlamında attığı her adımın da sorumlusudur. İnsanın davranışının öncesini özgürlük, sonrasını da sorumluluk belirler. Ahlak gibi insanı denetleyen bir mekanizma olmazsa insan özgürlüğünün sınırlarını koyamaz ve sorumluluk bilincinde olamaz. Bu yüzden özgürlük ve sorumluluk kavramlarının temelinde ahlak olması şarttır. Tam burada Kant’ın “özgürlükten gelen nedensellik” görüşü ortaya çıkar. Kant insanın hayvan gibi doğa yasalarına bağlı olmasını kabul eder çünkü fizikî açıdan bü dünyada varoluşu engellenemez bir gerçektir. İnsan fenomenler dünyası ile birlikte numenler dışında da varolduğu için, özgür iradesi ile aklını kullanarak hareket edebilir. Kant’a göre özgürlük doğa yasalarından bağımsız olarak karar vermek olsa de bu özgürlüğün arkasında bir neden yatmalıdır. Bu neden olarak da aklı gösterir. Dolayısıyla akıl ile belirlenen nedenselliğin özgürlükten geldiğini savunur. “Özgürlükten gelen nedensellik”i bu yüzden insan aracılığı ile açıklayabilen Kant, bir kez daha insan ve hayvan arasındaki fark olan aklın önemini vurgular. İnsanı hayvandan özgür irade, sorumluluk ve akıl ile ayrıştırır.
Sonuç olarak, Immanuel Kant yaptığı alıntıda aklın insanı yücelttiğini vurgulayarak insanın ona bahşedilen akla sahip çıkması gerektiğini vurgular. İnsanı insan yapan özgür irade ve sorumluluk bilinci arasındaki bağlama dikkat çekerek insanın değerlerine atıfta bulunur. Aydınlanma Çağı’nın bir eseri olan Kant ve düşünceleri her zaman yaşatılmalıdır çünkü insanı hiçbir zaman sekteye uğratmayacak sorgulama, eleştirel düşünme ve akla dayalıdır.
Bu yazı, 29. Türkiye Felsefe Olimpiyatı'nda 345 başvuru arasından 37. sırada yer alarak ilk 50'ye girmeye hak kazanmıştır.
Yorumlar