Düşünce Köleliği
- Maya Usta
- 5 Ağu
- 2 dakikada okunur
Dünyanın dönmediğini kabul etmesini istiyorlardı, kabul etmezse bedeli ev hapsiydi. Kilisenin bilimle ilgili yaptığı yorumları bile bir emir gibi sayan toplumun yanında Galileo Galilei bilimin ışığında özgür düşünceyi savunuyordu. O görüşleri yüzünden yargılanan ya da öldürülen Sokrates, Hypatia, Pythagoras, Nicolaus Copernicus, Antoine Lavoisier’in aralarından sadece bir tanesiydi. Tabii onların yanında kilisenin her dediğini sorgulamadan uygulayan ve toplumsal normların altında ezilen bir halk vardı. Tarihte hemen hemen her toplumda sisteme ayak uyduran ancak gün geçtikçe kendisi için değil de başkaları için yaşayan kesimler ortaya çıkmıştır. Atina’nın yetiştirdiği üçüncü büyük tragedya ozanı Euripides, “Bir kimsenin düşüncesini açıklayamaması köleliktir.” ifadesiyle düşünce özgürlüğüne kavuşamayan insanların da birer köle olduğuna atıfta bulunur. Ona göre bir insanın köle olması için birinin altında çalışması değil bir sistemin düşüncelerini beslemesi bile yeterlidir.
Avrupa, örneğin, şu andaki birinci dünya ülkelerine sahip olmasını belki de Coğrafi Keşifler, Rönesans, Reform ve Akıl Çağı’na borçludur. Akdeniz ticareti ile zenginleşen İtalyan şehir devletlerindeki mesen sınıfı olmasaydı kilise baskıları altında ezilen toplumun duyguları sanat eserleri ile yansıtılamayacaktı. Aynı zamanda Reform ile kilisenin toplum üzerindeki etkilerinin azaltılması da Akıl Çağı’nı açan bir kapı niteliğindedir ki bu da otoritenin gücünü toplum üzerinde kaybetmeye başladığında bireylerin özgür düşünceye daha da yaklaşacaklarının bir kanıtıdır. Dolayısıyla özgür düşünceye giden yolda birinci olarak otoritenin toplum üzerindeki etkisine bakmak gerekir. Elbette ki bir toplumun ne kadar özgürce kendini ifade edebildiğini ölçmek zordur ancak “kölelik” seviyesine gelmemesi için Atina’da ortaya çıkan “demokrasi” kavramı uygulanmalıdır.
Peki günümüzde “kölelik” uygulanıyor mu? Yasal olarak hiçbir ülke “kölelik” kavramını tanımadığı için “Hayır.” yanıtı verilebilir. Öyleyse “kölelik” olmadığına göre “düşünce özgürlüğü” de olmalıdır. Peki günümüzde “özgür düşünce” tüm coğrafyalarda uygulanabiliyor mu? Cinsiyet eşitsizliği, ırk ayrımı ve sosyal statü farklarının değere bindiği toplum yapılarında elbette ki bu oldukça zordur. Dolayısıyla bu soruya “hayır” yanıtı verilebilir. O zaman “düşünce köleliği” kavramı ortaya çıkar. Bu da ülkelerin “demokrasi” olarak tanımladığı yönetim şekli ile çatışır. Dolayısıyla bireylerin farkında olmadan susturulup fikirlerinin teke indirgenip sisteme hizmet ettiği gerçeği ortaya çıkar. İşte o yüzden “düşünce köleliği” kavramı ile hayatımıza otoritenin ikiyüzlülüğü de girer. Aslında bireyler bu ikiyüzlülük yüzünden düşünce özgürlüklerinin kısıtlandığını fark edemedikleri için birer “köle” olduklarını farkına varamazlar. O yüzden de Euripides daha Milattan Önce 400’lü yıllar sırasında insanoğlunu uyarmıştır.
Kaynak:
Aygen, Cansu. “Görüşleri Yüzünden Yargılanan veya Öldürülen 9 Bilim İnsanı.” https://sophosakademi.org/2020/08/29/gorusleri-yuzunden-yargilanan-oldurulen-bilim-insanlari/.
Bu yazı, Koç Okulu'nun Felsefe dergisinde yayımlandı.

Yorumlar